dava dilekçesi

Bir Fotoğrafçının Tek Başına Hukuk Mücadelesi

Bugün şaka gibi bir fotoğrafçı (*) hikayesi yazacağım.

Hikaye bundan 3-4 yıl önce, Anadolu’da çalışan bir fotoğrafçı arkadaşımızın bir düğün salonu ile, salonda yapılacak düğünlerin fotoğraf ve video hizmetleriyle ilgili olarak sözlü anlaşmasıyla başlıyor.

Anlaşma şartlarını bilmiyorum ancak; muhtemelen fotoğrafçı arkadaşımız hizmetlerini düğün salonuna önceden pazarlığı yapılmış ekonomik ücretlerle; salon da müşterisine “dilediği ücretlerle” satıyor.

Taraflar mutlu mesut çalışmaya devam ederlerken günlerden bir gün, şebeke kaynaklı bir elektrik dalgalanması oluşuyor. Fotoğrafçımızın bütün donanımları, bilgisayarı, depolama cihazları, printeri vesair malzemeleri bu sorundan dolayı zarar görüyor. Oluşan elektirik sorunu esnasında da bilgisayarda 91 müşterinin işleri bulunmakta. (Fotoğrafçılar bilirler, sezon içinde çalışma ve sirkülasyon hızlı olduğu için, fotoğraflar ve videolar bilgisayarda bir diske kaydedilir ve uygun zamanlarda işlendikten sonra da teslim edilir.)

Tabi bu sorun oluştuğu sırada varolan güç kaynağına güvendikleri için kimsenin aklına cihazları elektrikten ayırmak gelmiyor ve cihazlarla birlikte 71 müşterinin düğün albümü ile 21 müşterinin düğün videosu buhar oluyor.

Yıllar önce böyle bir dalgalanma bizim şebekemizde de oluşmuştu ve o zaman 4 flaş, faks makinesi, ve panodaki koruma rolesi dahi zarar görmüş; epeyce bir masraf yapmak zorunda kalmıştık. Bizim başımıza gelen olayda hiç bir cihazımız çalışmıyordu ve sadece prize takılı haldelerdi. Bu durumda tabi ki güç kaynağı falan işe yaramıyor. Bahsettiğim elektrik dalgalanması anlık voltaj değişiminden kaynaklanıyor. Elektirik anlık salınımlarla cihazların dayanabileceği voltaj sınırlarının dışına çıkıyor. Kötü tarafı; cihazlar çalışmasa bile bu salınımdan zarar görüyorlar.

Fotoğrafçı arkadaşımız, sorumluluğunun farkında olarak ulaşabildiği müşterinin epeyce bir bölümüne ulaşıyor, durumu anlatıyor; gelinlikler, nişanlıklar, damatlıklar kiralıyor ve müşterilerinin kuaför dahil, tüm masrafları üstlenerek zaman içerisinde düğün fotoğraflarını daha da özen göstererek yeniden çekiyor. Yeniden çekim yaptırmak istemeyenlere de ücretlerinin iadesini yapıyor.

Bir taraftan üzüntü ve stres kaynaklı sağlık sorunlarıyla uğraşırken, karşılaştığı olağanüstü durumun getirdiği ekstra harcamaları karşılayabilmek için servetinin önemli bir kısmını elden çıkarmak zorunda kalıyor. Bu yolda harcadığı para ise 150.000 TL. Meslek odaları da arkadaşımıza yardımcı olmuyorlar ne yazık ki..

Tam bitirdim ve rahatladım derken fotoğrafçımızın ulaşamadığı 2014 yılında yapılan bir düğünün sahipleri düğün salonunun mahkemeye veriyorlar. Düğün sahipleri, düğün salonundan, başlarına gelen bu duruma karşılık olarak mahkemeye başvurarak zararlarının tazminini talep ediyorlar. Asliye Hukuk Mahkemesi görülen davanın sonunda, düğün salonunun 5,250 TL. Manevi tazminat ödemesine karar veriyor. Ancak düğün sahipleri temyize gidiyor. Fakat temyize düğün salonu nedense itiraz etmiyor. Temyiz mahkemesi sonucu davacı lehine bozuyor. Asliye Hukuk Mahkemesi’de davayı yeniden görüyor ve davacı lehine 10,250 TL tazminata karar veriyor. Yapılan icra sonucunda da düğün salonu hiç itiraz etmeden; tazminat, faiz ve dava giderleri toplamı olan 16,725 TL’yi 2016 yılının sonlarına doğru davacıya ödüyor.

Yukarıda anlattığım dava süreci görülürken; salon sahibi fotoğrafçımıza bilgi verip durumu düzeltmesine fırsat tanımayı atlıyor ama her nasılsa fotoğrafçı arkadaşımıza tarihsiz bir sözleşme imzalatmayı da ihmal etmiyor.

Bir Fotoğrafçının Tek Başına Hukuk Mücadelesi | SözleşmeSonuç olarak düğün salonu, kaybedilen davadaki deliller, davacıya ödediği tazminatın makbuzu ve fotoğrafçısına imzalattırdığı tarihsiz sözleşmeye dayanarak; dava neticesinde ödediği 16,725 TL tazminatı da yasal faizleri ve masraflarıyla birlikte; hukuki yönergeler doğrultusunda fotoğrafçı arkadaşımızın ödemesi için rücu ediyor.

Durumu hayal edebiliyormusunuz? Kabus üzerine bir kabus daha. Sonuçta gelinen son noktada arkadaşımıza yeni bir dava yolu görünüyor. Bu kadar zarar ziyan ve sıkıntının üzerine bir de kentin elektirik idaresiyle davalaşacaklar. Eğer bu davada elektirik idaresini sorumluluğa ortak edebilirlerse aslında dava bir çok kişi için emsal teşkil edecek. Allah yardımcısı olsun demekten başka elimizden bir şey gelmiyor.

Bir musibet bin nasihatten iyidir düşüncesiyle belki bu durumdan kendi işine pay çıkarmak isteyen meslektaşlarımız olabilir..

  • Yurdum fotoğrafçısı hukuku bilmiyor. Standart hizmetleri sağlayan kurumların (elektirik, su, telefon, interet vb.) sağladığı hizmetlerle ilgili imzalattıkları matbu sözleşmeler hep kullanıcı aleyhine çalışıyor. Şebekeye elektiriği sağlıklı veremeyen hizmet sağlayıcı aslında bu durumdan sorumludur. Ancak bu dava örneğinde bile bunu ıspatlamak ve çekinmeden elektirik sağlayıcıyı dava etmek gerekiyor. Sağlanan hizmet kamu yararına servis edilmiyor. Bedelini fazlasıyla ödüyoruz. O halde kalitesini ve sürekliliğini de kontrol etmek; gerektiğinde de hakkımızı aramalıyız.
  • Vergiden kaçınmak için çoğu zaman hizmetlerimizi faturalandırılmıyoruz. Hukuki bi süreç oluştuğunda, faturalandırılmamış iş doğal olarak da bilirkişinin insafına kalarak kuruşlanıyor. Faturalandırılmayan işlerde kötü niyetli taraf, durumu lehine kullanabiliyor.
  • Fotoğrafçı ve mekan arasında yapılan anlaşmalarda, nihai tüketici daha fazla ücret ödemek zorunda kalıyor. Fotoğrafçı hizmetlerinin yüksek bedellerini açıklayamıyor. Neden kötü adam fotoğrafçı olsun?
  • Arada mekan tarafından sahiplenilen bedel büyük ihtimalle kayıt dışı ekonominin hanesine yazılıyor. Bu hırsa neden aracılık edelim?
  • Mekanlar, hizmetle ilgili hiç bir yatırım yapmadan ve emek harcamadan ve hizmeti yapanın risklerine girmeden kazanç elde ediyor. Neden yatırımlarımızın ve emeğimizin kıymetini bilmiyoruz?
  • O mekanda hizmet eden esnaf gaddarlaşıyor. Bu ve benzer ilişkiler hiç birimizin istemediği masa altı ilişkilere zemin hazırlıyor. Basiretli zenaatkar olmak çok mu zor? 

Hepsi bir yana; düğün mekanları ile yapılan bu ve benzeri rekabeti önleyici anlaşmalarla; aslında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun ihlal ediliyor.

Yasanın tam metni bu linkte, lütfen okuyunuz..

4054 Sayılı yasanın rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararları yasaklayan ilgili maddesi şöyle:

“Madde 4-Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.
Bu haller, özellikle şunlardır:
a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kâr gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tespit edilmesi,
b) Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,
c) Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi,
d) Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,
e) Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,
f) Anlaşmanın niteliği veya ticarî teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi”

Konuyla ilgili nedenler ve buna bağlı sonuçlar daha da çoğaltılabilir ancak; benim babamla çalıştığım yıllarda böyle açgözlü mekancılar yoktu. Hemen her fotoğrafçı kalitesi nispetinde kısmetine düşen müşteriyle yetinir ve çalışırlardı. Fotoğrafçılar birbirleriyle dosttular. O zaman da çeşitli sebeplerle ucuz çalışmak zorunda olan meslektaşlarımız vardı ve her zamanda olacak. Ancak piyasa regülasyonu dediğimiz şey zorla değil meslektaşların isteğiyle oluşur.

Korsan fotoğrafçılardan yakınan fotoğrafçı meslektaşlarım lehlerine durum yaratmak için; vergiden kaçınarak aslında korsanlığı kendileri yapıyorlar. Bu tür anlaşmalar yapıldığında oluşan ekonomik fayda (yani kazanılacak para) talepkar olan fotoğrafçı lehine değil aleyhine oluşuyor. Bunu yurdum fotoğrafçıları hala farkedemediler.

Yıllar önce İstanbul’da yeni açılan bir belediye nikah salonu için belediyeye fotoğrafçı tarafından ödenmesi gereken bedel açık artırma sonucunda 2.000.000 TL. ( o zamanın parası 2 trilyon) gibi bir miktarda gerçekleşmişti ve bu ihalede; konsorsiyum yaparak ihaleyi kazanan dört fotoğrafçı sezon sonunda ciddi zararla bu işten ayrılmışlardı.

Yine yıllar önce Çırağan’da fotoğrafçılık anlaşması nedeniyle silahlar çekilmiş, yeni fotoğrafçı, eski fotoğrafçı tarafından topuğundan vurulmuştu.

Yine İTO’ya ait Kandilli tesislerinde bir ihaleye bende davat edilmiştim. Telefonla beni davet eden satınalma görevlisi hanıma koşulları sorduğumda; bu yıl için beklentilerinin 8 EU cevabını almış ve bu bedelin hangi hizmet karşılığında ödeneceğini sorduğumda ise orada bizim vereceğimiz hizmet karşılığında olduğu cevabını aldığımda ise kahkahalarla telefonu kapatmak zorunda kalmıştım. Ancak o yıl da anlaşma kişi başı 8 EU veya yaklaşık bir rakam civarında yine bir fotoğrafçı arkadaşımız tarafından yapılmıştı. Yani 1000 kişilik bir düğünde hizmet vermek için fotoğraf ve video hizmetleriyle ilgili olarak tesise 8.000 EU ödemeyi kabul etmişti.

Kıssadan hisse: Bütün bu nedenlerle, bireysel olarak basiretli olmak, akıl ile hareket etmek ve güçlü bir meslek örgütü şimdilerde her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan şeydir.

Kalem, kelam ve selamla..

 

(*) Yazı, fotoğrafçı arkadaşımızın izniyle yazılmıştır. Belgelerin orjinalleri ve süreçle ilgili tüm detay dosyadadır.

 

Bir Fotoğrafçının Tek Başına Hukuk Mücadelesimustafa turgut
00